Giriş: 06.03.2026 - 09:47
Güncelleme: 06.03.2026 - 09:47
AHMET EMRE BİLGİLİ

AHMET EMRE BİLGİLİ

Hakiki köylerde yaşayanlara hiç lafımız yok. Onlar zaten yardımlaşmanın, dayanışmanın, nezaketin, birbirlerine tahammül etmenin doğalından alâsını yapıyor, şehirdekilere de örnek oluyorlar. 


Fakat şehir, bencil olmanın her türlü örneklerinin acımasızca sergilendiği yer olmuş durumda maalesef. Tabii ki nezaketi ve saygıyı eksik etmeyen çok iyi örnekler de var. Olması gereken; bütün bu değerlerin en iyisinin şehirlerde ve özellikle büyük şehirlerde yaşanmasıdır.  


Şehirli olmanın kültürü de itibarı da bunu gerektirir. Ayrıca şehir hayatı bunu şiddetle zorunlu kılıyor. Büyükşehirlerde asgari müştereklerde birlikte yaşamanın toplumsal kuralları vardır ve buna riayet etmediğimizde iş çığırından çıkabilir.


‘Eskiden şöyle olurdu’ şeklinde kuracağımız birçok cümle var. Ancak bunlar günümüze fayda getirmiyor, itibar da edilmiyor zaten. Trafikten başlayalım. Şehrin yoğun trafiğinde kimsede tahammül kalmamış, birbirine yol veren, tebessüm eden, nezaket gösterenlerin sayısı giderek azalıyor. 


Yaya da bundan farklı değil, kendine verilen geçiş hakkını aheste aheste kullanıyor, hızlıca geçeyim de araçlar da gitsin derdinde değil. Metroya binerken Beylerbeyi vapurunda eskilerin gösterdiği nezaketin binde birine razıyız. Metroda büyüklere yer verme işi zaten tedavülden kalktı, elimizdeki akıllıdan başka kimseyi görmüyoruz.


En çok bencillik; trafikte, büyük sitelerde, büyük işyerlerinde, toplu taşımada yani samimi iletişimin kurulamadığı her yerde oluyor. Gerçekte ise en çok samimi iletişime buralarda ihtiyaç var. Zira, şehir hayatında her şey kıt maalesef. Göstereceğimiz sevgi, saygı, samimiyet, nezaket ve her türden değeri kıt kaynak olarak kullanıyoruz. Sanki cebimizdeki paradan gidiyormuş gibi bir tavır içerisindeyiz ve tam anlamıyla cimrilik yapıyoruz. İşte bunu anlamlandırmak da anlamak da mümkün değil. 


Büyükşehirlerde gündelik hayatın rutinleri olarak; mesaide, işyerinde, caddede, sokakta, çarşıda, pazarda, markette, bakkalda, camide, kafede, trafikte, otoparkta, otobüste, vapurda, motorda, metroda, Marmaray’da, takside, dolmuşta, dost meclisinde, komşu ziyaretinde, akraba buluşmasında bir vesile birlikte oluruz. 


Buraların bir kısmı tanıdık oranı yüksek olduğu için samimiyet içerisinde geçer, bir kısmı yarı resmi, diğerleri ise mesafeli ilişkilerdir. 


Fakat ülkemizin büyükşehirlerinde bu türden gündelik hayatı yaşarken bir şehirli insana yakışan iletişimde; nezaketi, inceliği, zarafeti elden bırakmamak gerektiğidir. Zira büyükşehir hayatı; zorlukların, bir yere yetişmenin, kalabalığın, aceleciliğin, vakitsizliğin, yorgunluğun, stresin bolca var olduğu ve yaşandığı mekanlardır. 


Hayatın bu hızlı ve gergin akışına; sabretmenin, tahammülün, nezaketin, saygının ve karşılıklı anlayışın bolca gösterilmesi gereken zamanı yaşıyoruz. Bir gün sen tahammül edersin, diğer gün sana tahammül ederler. Devran böyle sürüp gider. 


Gündelik hayatın akışını pozitife çevirmek zorundayız. Bakışımız bu yönde olmalı. Bakın Milli Eğitim Bakanlığı akran zorbalığı kavramını tersine çevirerek akran nezaketi olarak bakmamızı tavsiye ediyor. Zorbalıktan hareket ederseniz negatiften başlamış olursunuz, nezaketten hareket ederseniz de pozitiften. Şehirde yaşayanlar olarak başka seçeneğimiz yok. 


Zira zaten şehrin bizatihi kendisi fazlasıyla stres yüklü; çünkü onun istiap haddini kaldırabileceğinden fazla aştık. Bu yükü ancak paylaşarak azaltabiliriz. Bunu sabır ve tahammül sınırlarımızı geliştirerek başarabiliriz. Aksi durumda istemediğimiz olaylara sebebiyet vermiş oluruz, bu da gündelik hayatı daha da çekilmez hale getirir.


Çok negatif bir yazı olduğunun farkındayım ancak maalesef fotoğraf bu. Başlayacağımız yer; şehirli olmaya yakışan değerlerimizi güncelleyerek gündelik hayatımızı güzelleştirmektir. İstanbul’da bunu yerleştirmek bu şehrin ruhuna çok uygun düşer. Tebessümün sadaka olduğunu söyleyen sevgili peygamberimize ithafen ‘tebessüm sadakadır’ kampanyası yapsak yeridir yani. 


Bu kadar ihtiyacımız var birbirimize tebessüm etmeye. Mübarek ay Ramazan’da bu başlangıca çok uygun düşer. Değerlerimize dönelim, gündelik hayatımız daha güzel aksın.