Giriş: 20.02.2026 - 08:56
Güncelleme: 20.02.2026 - 08:56
AHMET EMRE BİLGİLİ

AHMET EMRE BİLGİLİ

Mübarek Ramazan ayındayız. Hepimiz için mübarek ola. Ramazan gelince her yerde insan ve toplum merkezli müthiş bir hareketlilik yaşanır. Bu durum Ramazan’ın kendi bereketidir elbette. Bu ayda her kesim ve meslek kendi zaviyesinden konu ile ilgili görüşler bildirir. Sağlık tarafı kimlerin oruç tutmaması gerektiği ve orucu nasıl hasarsız atlatacağımız üzerine yoğunlaşır. Diyetisyenler, beslenmenin bu ayda nasıl olması gerektiği üzerine kafa yorar. Diyanet/ilahiyat camiası oruç tutmanın manevi tarafını konuşur ve işin ruhunun, maneviyatının aç kalmayı oruç tutmaya nasıl dönüştürdüğü üzerinde durur. Hatimle ve Enderun usulü ile teravih kılınan camiler ilan edilir ki herkes tercihini yapsın diye. Kimileri her gün farklı bir camide teravih kılmayı adet edinmiş, kimileri de aynı camiye abone olmuştur. Bu ayda İstanbul’da ve diğer şehirlerimizde türbe ziyaretleri de çokça yapılır, bu tür adetin de geleneği vardır. Bu sebeple türbelerde yoğunluk gözlenir.


İlgili gönüllü kuruluşlar (STK) bu ayın hassaslığı içerisinde zekât ve yardımlara talip olduklarını ifade ederek, Ramazan pastasından pay alma gayretine girerler. Büyük küçük iş yerleri, müesseseler, kamu dışındaki kurumlar kendi personeline Ramazan nedeniyle farklılaşan şekilde daha çok gıda kolisi türünden maddi desteklerde bulunurlar. Bu işlerin birey nezdindeki versiyonu ise yardımların ve zekatların kutsallığından dolayı bu ayda verilmesi yönündeki tercih olur. Bu ayda yapılırsa daha çok manevi kazancı olduğuna inanılır ve yoğun bir sosyal dayanışma/yardımlaşma ortaya çıkar.


***

Aslında bunlar her yılın rutinleridir. Burada yaman bir çelişki gibi görünen bir husus var. Ramazan ayını oruçlu geçireceğimiz ve öğünü ikiye düşüreceğimiz bilindiği halde neden mutfak harcamalarında ciddi bir artış olur? Az yediğimizden hareketle bir düşüş beklenmelidir varsayımı ne ölçüde gerçeğe tekabül eder? Bu sorunun cevabını vermek güçlüğü vardır.


Bilinmektedir ki bunun önemli nedeni Ramazan ayına ilişkin kültürel alışkanlığımızdır. Bu ayda diğerlerine nazaran az yediğimiz doğru olabilir ancak iftarlara ilişkin anlayışımız soframızın zengin olması gerektiği üzerinedir. 


Madem ki aile üyeleri gün boyu aç kalıyorlar, öyle ise akşam iftar soframız zengin olmalı ve karnımızı iyi doyurmalıyız. Sahurda uzun bir süre yemeyeceğimiz için güçlü bir depolama yapmalıyız anlayışı vardır. Doğru yanlış fakat genel yaklaşımımız bu çerçevededir. Buna zaman zaman uyguladığımız iftar davetlerini de gerekçe göstererek izahatta bulunabiliriz. Sağlıklı beslenme kültürü de oruç tutmanın dini gerekçeleri de aslında bunu böyle açıklamaz. Sadece Ramazan’a ilişkin alışkanlığımız buna açıklama getirebilir. Misafir davet ettiğimizde soframız mükemmel olmalı anlayışı bu durumu zorunlu kılar. Kurumların toplu davetleri de bu minval üzerindedir, hatta izah etmekte zorlandığımız abartılı durumlar vardır.


***

Problem; Ramazan ayının israfa yol açmaması olayıdır. Bilindiği üzere evde verilen davetler israfa yol açmaz, aile tedbirini alır. Fakat restoranlarda ve toplu mekanlarda verilen iftarlarda maalesef israfa engel olunamıyor. Ve işin başka olumsuz bir tarafı, ev iftarlarının giderek azalma eğiliminde olduğu, diğerinin de doğal olarak arttığı realitesidir. Evde verilen aile iftarları bile dışarı kaçıyor veya dışarıdan sipariş veriliyor.


Bu çerçevede hakikaten Ramazan ayında mutfak harcaması yükseliyorsa bunun temel sebebinin bu ayda mutfakta bir eksiklik olmaması gerektiği yönündeki hassasiyetimizdir. Bu sebeple kiler istifimizi iyi yaparız. Fakat biliriz ki ev iftarlarında israf olmaz veya olsa da oranı makul düzeyde olur. Mümkün olduğunca samimiyet içinde geçen ev iftarlarımızı artırmanın yollarını aramalıyız.