Geçen hafta Cumhurbaşkanımızın katılımıyla İstanbul'da gerçekleştirilen Türkiye Yapay Zeka Zirvesi'nde, ülkemizin yapay zeka alanındaki yol haritasını ortaya koyan Eylem Planı açıklandı. Plan kapsamında dikkat çeken hedeflerden biri şu: 10 bin ileri düzey yapay zeka uzmanı yetiştirmek. İddialı, önemli, doğru yönde bir hedef... Ama sizce asıl belirleyici olan bu sayının büyüklüğü mü? Bence hayır. Asıl mesele nicelik değil, nitelik.
Üç-beş kişi, milyar dolarlık şirket
Yapay zeka dünyasının son üç yılı bize çarpıcı bir gerçeği gösterdi: Doğru nitelikte, doğru yetkinlikte küçük bir ekip, binlerce kişilik bir organizasyondan çok daha büyük bir etki yaratabiliyor.
Elon Musk, xAI şirketini 2023 yılında kurarken yanına aldığı kurucu ekip sadece 11 araştırmacıdan oluşuyordu - OpenAI, Google DeepMind, Microsoft Research gibi dünyanın en iddialı laboratuvarlarından devşirilmiş, alanında son derece nitelikli isimler. Bu küçük çekirdek ekip kısa sürede dünyanın en büyük teknoloji şirketleriyle rekabet edebilen bir yapay zeka modeli ortaya çıkardı. Sayı az, nitelik yüksekti - sonuç ortada.
Bu hikâye tek başına bir istisna değil; yapay zeka çağının yeni bir kuralını işaret ediyor: ‘AI-native’ dediğimiz bu yeni dünyada, doğru yetkinlikte 3-5 kişilik bir ekip, geleneksel anlayışta yüzlerce mühendis gerektiren bir işi yapabiliyor. Yapay zeka araçları, az sayıda ama gerçekten ileri düzeyde yetişmiş insanın elinde devasa bir çarpan etkisi yaratıyor.
10 bin mi, 100 mü?
Türkiye'nin vizyon belgesindeki 10 bin rakamı kulağa hoş geliyor, kuşkusuz. Ama gelin meseleye biraz farklı bakalım: Gerçekten ileri düzeyde yetişmiş, küresel ölçekte rekabet edebilen 100 kişi bile doğru ekosistem içinde konumlandırıldığında devasa bir çarpan etkisi oluşturabilir. Sayının kendisi değil, niteliğin derinliği belirleyici.
Bunun nedeni basit: Yapay zeka alanında ortalama yetkinlik artık yeterli değil. Bir modelin mimarisini en ileri düzeyde anlayan, donanım kısıtlarını bilen, matematiksel temelleri kavramış, aynı zamanda ürünleştirme refleksi olan bir araştırmacı; ortalama düzeyde yetişmiş 100 kişiden daha fazla değer üretebiliyor. Niceliksel eğitim programlarıyla bu düzeyde bir yetkinlik kazanmak mümkün değil. Yüksek yoğunluklu, seçici, uygulamalı ve girişimcilikle bağlantılı programlar gerekiyor.
Küresel yeteneği çekmek
Burada ikinci bir boyut devreye giriyor: Türkiye'nin yalnızca kendi insan kaynağını eğitmesi yeterli değil. Küresel ölçekte tanınan uzmanları, akademisyenleri ve araştırmacıları ülkemize çekecek özel teşvikler tasarlamak gerekiyor. TÜBİTAK, YÖK ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı aracılığıyla açılacak hedefli çağrılar, yapay zeka alanında çalışan üst düzey isimleri Türkiye'de araştırma grubu kurmaya, ders vermeye ya da yerli girişimlere mentorluk yapmaya teşvik edebilir.
Hedef sadece beyin göçünü tersine çevirmek değil; küresel bilgi ve tecrübe transferini hızlandırmak olmalı. Vizyon belgesinde yer alan TÜBİTAK Yapay Zeka Enstitüsü ve Türkçe Büyük Dil Modeli çalışmaları, bu tür bir küresel temasla beslendiğinde çok daha hızlı olgunlaşacaktır.
Özetle, Türkiye'nin yapay zeka vizyonu doğru yönde, hedefler iddialı. Ama asıl mesele sayının büyüklüğü değil, niteliğin derinliği. Doğru nitelikte 100 kişi, yanlış nitelikte 10 binden çok daha büyük bir çarpan etkisi yaratabilir. Bu nedenle insan kaynağı politikamızı tasarlarken niceliğe değil, niteliğe odaklanmalıyız. Çünkü yapay zeka çağında oyunun kurallarını değiştirenler, kalabalık ekipler değil, gerçekten ileri düzeyde yetişmiş az sayıda insan.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.