Giriş: 15.05.2026 - 08:41
Güncelleme: 15.05.2026 - 08:41
HÜSEYİN ÖZTÜRK

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Ünlü sözdür: “Gök kubbenin altında söylenmemiş söz kalmamıştır” denilir. El hak doğrudur. Yalnız söylenmemiş sözlerin unutulmaması ve yaşaması için yeri geldiğince mümkün mertebe dile gelmesi lazım gelir. Malum biz söz toplumuyuzdur.


Ticari hayatın ilk başlangıcı da söz ile olmuştur. Alışverişin ilk senedi, ‘söz’dür. Sözün senet olması ile başlar ticari ilişki ve iletişimler. ‘Sözünün eri’ olmak, güven ötesidir.


Söz bilgeleri buyururlar ki:

“İnsanların rızıkları, nasip ve kaderleriyle birlikte yürür. İnsanoğlunun ömrü; nasibinin ve kaderinin içerisinde gizlidir ve bu sır şimdiye kadar çözülebilmiş değildir.”


Yine insanoğlu, gök kubbenin altında hayatını idame ettirebilmek için iki şeye ihtiyaç duyar. Biri ekonomi, diğeri kültürel değer yargıları. Kültür ve ekonomi, birbirinden asla ayrılmayan ikilidir. Rızık ve kader gibi!


Kültür ekonomiden, ekonomi de kültürden kopamaz. Bilgi olmadan, tecrübe etmeden, bunlarla yaşanmadan ticarette başarılı olmak imkânsız denilse abartılmış olmaz. ‘Bilgi, beceri, mücadele’ ekonominin sacayağıdır.


Bir milleti tanımak için kültürel değerleriyle ekonomik değerlerinin ne kadar dengeli olup olmadığına bakmak kâfidir. Kültür geçmişten beslenerek, geleceği organize etmesi gereken ekonomik gücün önünü açar.


Kültür ve ticaret, iki kanatlı kapıdır. Ticaretin fertten topluma ulaşabilmesi için kanatlı kapıya ihtiyaç vardır. Bu sebeple dünden bugüne uzanacak ve hayata kapı aralayacak olan kanatlı kapının biri kültür, diğeri ekonomidir.


Sözün bundan sonrasını, yine gök kubbenin altında konuşulup, yazıya dökülenleri hatırlatarak sürdürelim.


- İnsanlardan nefret etmek istemiyorsanız, onlardan hiçbir şey beklemeyin. Zira çıkarları için hareket edenlerin yolun sonunda görecekleri tek şey hüsrandır.


- Karamsar olmaya yatkınız; çünkü kayıplar kazançlardan daha büyük görünür. Her zaman olumlu ve pozitif olmalıyız, nasıl olsa ‘B’ planınız vardır. Son dakikaya kadar hiçbir şey için geç kalınmamıştır. Vazgeçmemeliyiz. 


- Alçak gönüllülüğü, merhameti ve affediciliği kendimize ilke edinmeliyiz.


- Gösteriş sevdasına kapılmak, kaybetmeyi göze almak demektir. Para ve sahip olduğumuz zamanın arasındaki kıyası iyi yapmalı.


- Başarıyı elde etmek için fedakârlık yapmamız gerekir. Finansal risk ve alabileceğimiz uç kararlar arasındaki dengeyi iyi sağlamalı.


- Farklı görüşlere saygı göstermeyi ilke edinmeli ama başkalarının düşüncelerine ve arzularına kapılarak karar vermekten kaçınmalı, özümüze bakmalıyız.


- Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar. Kendilerini kurtaramadıkları gibi çalışanlara musallat olup, onları da işlerinden ederler. Bu yüzden tembelin gölgesinde bile oturulmaz denilir.


- Çevremizde sıkça rastladığımız kimselerden hep şu şikâyeti duyarız. Zamanın kısalığından ve günün yetmediğinden dem vururlar. Oysa boşa geçirdikleri zamanların kayıp zamanlar olduğunu bir türlü hesap etmezler.


Rüzgarın yönünü değiştirmeye gücümüz yetmez ama gemimizin yönünü değiştirebiliriz. Dümene sahip olmak kâfidir.


Kültür ve ekonomi deyince akla gelen isimlerden biri de 20 Ağustos 2024 yılında kaybettiğimiz Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ın’dır. Merhum şöyle derdi:


“Yedi bölgesiyle Anadolu, tarih boyunca Balkanlar, Avrupa’nın dünyevi kültürüyle Asya’nın kutsal kültürünün hesaplaştığı coğrafyaların odak noktasını oluşturmuştur.


Anadolu, bütün güzelliklerini, kendisinde dile geldiği bin bir çeşit gülün, bin bir çeşit meyvenin anavatanıdır. 


Zamanla insanların bedenleri ölür, ruhları ölmez. Ruh bedensiz varlığını korur, beden ruhsuz varlığını koruyamaz. İnsanın değerlendirmek zorunda olduğu zaman, beden ile ruhun bir arada bulunduğu beşikten mezara kadar olan zamandır. Bu bağlamda, hayat  zamandır, zaman hayattır. Zamana verilen değer, geleceğe verilen değerdir.”