Giriş: 12.06.2026 - 11:07
Güncelleme: 12.06.2026 - 11:07
NURULLAH GÜR

NURULLAH GÜR

Bayramdan sonra açıklanan 2026 yılı birinci çeyrek büyüme verileri, biraz karışık sayılabilecek bir tablo ortaya koydu. Yerel, bölgesel ve küresel kaynaklı belirsizliklerin yanı sıra finansmana erişim zorluklarına rağmen ekonomik aktivitenin direncini belli ölçüde koruması, işin olumlu tarafını oluşturuyor. Olumsuz tarafta ise ekonomik büyümenin yeterince kapsayıcı ve dengeli olmaması dikkat çekiyor.


Sektörler arasında büyüme performansı farklı seyrediyor. Sanayi sektörü, zayıf performansıyla olumsuz ayrışıyor. Sanayinin içinde yüksek teknolojili sektörler ile emek yoğun ve düşük teknolojili sektörler arasında da ciddi bir ayrışma göze çarpıyor. Yüksek teknolojili sanayi sektörleri hızlı bir ivme yakalamışken, diğerleri yavaş bir büyüme ya da daralma yaşıyor.

***

Büyüme verilerini dikkate alarak, reel ekonomi açısından iki kritik hususa vurgu yapmak istiyorum. Bunlardan ilki finansmana erişim meselesidir. Üç yıldır uygulanan dezenflasyon programı, özellikle KOBİ’lerin finansmana erişimini ciddi ölçüde zorlaştırmaya başladı. Bu yıl Merkez Bankası’nın politika faizini kademeli olarak düşürmesi ve buna bağlı olarak piyasalarda kısmi bir rahatlama sağlanması bekleniyordu. Ancak önce ABD-İsrail-İran hattında yaşanan savaş, ardından iç siyasetteki dava tartışmaları, finansman koşullarında beklenen iyileşmeyi erteledi.


Merkez Bankası, savaşın hemen ardından haftalık repo ihalelerini durdurarak yüzde 37 seviyesindeki politika faizini fiilen işlevsiz hâle getirdi ve bankaları faiz koridorunun üst bandından fonlamaya başladı. Bu kapsamda fonlama faizini yüzde 40’a yükselterek örtük bir faiz artışı gerçekleştirdi. Bununla birlikte, politika faizine doğrudan müdahale etmeyerek kendisini uzun süreli yüksek faiz taahhüdü altına sokmadı. Böylece savaşın sona ermesi durumunda faizi daha hızlı aşağıya çekebileceği bir manevra alanını korumuş oldu.


Siyasetteki mutlak butlan kararı sonrası artan risk primine karşılık olarak Merkez Bankası bu sefer bankaların kredi büyüme limitlerini sıkılaştırdı. Zaten finansman oldukça maliyetliyken alınan bu karar, kredi musluklarının iyice daralmasına neden oldu. Merkez Bankası’nın faize yönelik verdiği ilk karar makul olmakla birlikte, kredi limitlerine yönelik ikinci kararın biraz aceleyle alındığını düşünüyorum. Finansal istikrarı önceleyen bu karar, reel sektörde nakit akışını zorlaştıracaktır.


***


Reel ekonomiye ilişkin vurgu yapmak istediğim ikinci husus döviz kurlarına dair. TL’de son bir buçuk yıldır ciddi bir reel değerlenme yaşanıyor. Dezenflasyon programında döviz kuruna fazlasıyla bel bağlanmış durumda. TL’deki reel değerlenme, enflasyonun hedeften daha fazla sapmasını sınırlı ölçüde engellese de ihracat performansı üzerindeki olumsuz etkisini göz ardı edemeyiz.


Türkiye ölçeğindeki bir ekonominin artık yalnızca döviz kuru üzerinden kolayca rekabet avantajı elde edebileceğini düşünmüyorum. 300 milyar dolar ihracata ve 1.5 trilyon dolarlık milli gelire yaklaşan bir ülkenin, ihracatta istikrarlı ve katma değerli bir tempo yakalayabilmesi için yenilikçi ürünlere, verimlilik artışına, markalaşmaya ve canlı ihracat pazarlarına ihtiyacı var. Bununla birlikte, TL’nin kısa sürede bu denli değer kazanmasının maliyet planlamasını ve fiyatlamayı zorlaştırarak rekabet gücünde erimeye yol açtığını da hesaba katmalıyız. Özellikle düşük kâr marjıyla çalışan emek yoğun sektörlerde.


Ekonominin dışında cereyan eden şoklardan kaynaklı olarak politika yapıcıların hareket alanının dar olduğu ortada. Fakat kredi limitleri ve döviz kurlarına ilişkin bu hususlarda daha dikkatli olunması gerektiği de bir gerçek.