Bir şirket büyür. İnsan sayısı artar. İşler karmaşıklaşır. Ve kaçınılmaz olarak o kritik cümle gelir: “Artık kurumsallaşmamız lazım.”
Bu cümleden sonra genelde aynı şey olur. Yeni pozisyonlar açılır. Yeni katmanlar eklenir. Onay mekanizmaları çoğalır. Bir anda şirketin içine sessiz bir şey yerleşir: Bürokrasi. İlginç olan şu: Bu noktaya gelene kadar şirket aslında daha hızlıydı. Daha çevikti. Daha pratikti. Kararlar daha hızlı alınıyordu. Fikirler daha kolay hayata geçiyordu.
Sonra ne oldu? Kurumsallaşma geldi… Ve hız gitti. Çeviklik sona erdi. Çünkü biz kurumsallaşmayı yanlış anladık ve hâlâ anlamaya devam ediyoruz. Kurumsallaşmayı;
* Daha fazla kural
* Daha fazla kontrol
* Daha fazla hiyerarşi
* Daha fazla direktif
* Daha fazla kısıtlamalar olarak yorumladık.
Oysa bunlar kurumsallaşma değil, yavaşlamanın sistematik hale gelmesi. Yani sonuçta firma daha hantal bir hale gelmeye başlıyor. Bugün dünyada başka bir şey oluyor. Yeni nesil şirketler büyürken katman eklemiyor. Aksine sadeleşiyor. Yetkiyi merkezde toplamıyor, dağıtıyor. Kararı yukarı taşımıyor, aşağı indiriyor. Yani klasik kurumsallaşma modelinin tersine gidiyor. İşte tam burada yeni bir kavram gerekiyor: KurumSAFlaşmak. Çünkü biz aslında kurumsallaşmıyoruz… Saflaşıyoruz.
HIZ KAYBETMEDEN BÜYÜMEK
KurumSAFlaşmak şu demek: Şirket büyüdükçe pratik zekasını kaybediyor. Reflekslerini yitiriyor. Yaratıcılığı törpüleniyor. Ve bir süre sonra şu oluyor: Her şey doğru… Ama hiçbir şey etkili değil.
Bugün birçok kurumda şunu görürsünüz: Toplantılar doğru. Süreçler doğru. Sunumlar doğru. Ama sonuç? Yavaş. Etkisiz. Ruhsuz. Çünkü sistem büyüdükçe, insanın katkısı, insansı katkı ister istemez küçülüyor. Oysa dünyada büyüyen şirketler başka bir yol seçiyor.
Amazon, bunu ilk fark eden firmalardan biriydi. Amazon’a göre hız, organizasyon büyüklüğünden daha değerlidir. Amazon, bir ekip, iki pizzayla doyabilecek kadar küçük olmalıdır, der.
Mesela Spotify. Büyüdükçe departman kurmadı. ‘Küçük ekipler’ kurdu. Squad’lar, tribe’lar… Amaç, hız kaybetmeden büyümek. Yine benzer bir yaklaşımı Haier’de görürüz. Şirket, binlerce çalışanı küçük mikro girişimlere böldü. Her ekip kendi kararını alıyor, kendi sonucundan sorumlu.
Yani dev bir organizasyon… Ama girişim firması gibi çalışıyor.
Bir başka örnek, Buurtzorg. Hiç klasik yönetici yok. Küçük, kendi kendini yöneten ekipler var. Bildiğimiz hiyerarşiyi yok etmiş hemen hemen. Sonuç? Daha az maliyet, daha yüksek memnuniyet, daha hızlı karar. Çünkü ekip büyüdükçe hız düşer. Hız düştükçe karar ölür.
PRATİK ZEKAYI KAYBETMEMEK
Bugün hızlı büyüyen birçok yeni nesil girişimde ortak bir şey var: Kurumsallaşmayı, kontrol etmek değil, akış yaratmak olarak görüyorlar.
Bizde ise hâlâ şu refleks var: “Büyüdük, şimdi düzen kuralım.” Ama kurduğumuz düzen, bizi yavaşlatan bir yapıya dönüşüyor. Ve en tehlikelisi şu: Şirketler büyüdükçe akıllı kararlar azalıyor. Çünkü karar, artık sistemi memnun etmek için alınıyor… Müşteriyi değil.
KurumSAFlaşmak tam olarak burada başlıyor. Yani şirket, sistem olarak büyürken zihinsel olarak küçülmeye başlıyor. Bu yüzden artık şunu kabul etmek gerekiyor: Kurumsallaşma değişti.
Artık mesele; daha fazla katman kurmak değil, gereksiz katmanları kaldırmak. Daha fazla kontrol etmek değil, doğru yerde özgürlük yaratmak. Daha fazla süreç yazmak değil, karar almayı hızlandırmak.
Gerçek kurumsallaşma: Şirket büyüdükçe insanların daha yavaş değil, daha hızlı düşünebilmesidir. Ve belki de en kritik soru şu: Biz gerçekten kurumsallaşıyor muyuz? Yoksa sadece kurumSAFlaşıyor muyuz? Çünkü büyümek kolay. Sistem kurmak da kolay. Zor olan şey şu: Büyürken pratik zekayı kaybetmemek.
EKİPLERİ BÜYÜTMEK YERİNE ÇOĞALTIN
Peki, kurumSAFlaşmak istemeyen ama büyümek isteyen firmalar ne yapmalı?
Belki de cevap sandığımızdan daha basit: Küçük ekipleri koruyun. Ekip büyüdükçe hız düşer. Bu yüzden ekipleri büyütmek yerine çoğaltın. Kararı yukarı taşımayın. Karar, probleme en yakın yerde alınmalı. Aksi halde hız kaybolur. Onay mekanizmalarını azaltın. Her onay, bir gecikmedir. Her gecikme, bir fırsat kaybıdır.
Toplantıları azaltın, kararları artırın. Toplantı sayısı arttıkça etki artmaz. Ama karar sayısı arttıkça sonuç değişir. Ve en önemlisi: Şirket içinde şu soruyu sürekli sorun: “Bu karar hızımızı artırıyor mu, azaltıyor mu?” Eğer cevap net değilse… Orada zaten bir problem vardır. Çünkü yeni dünyada kazanan şirketler: En çok bilenler değil, en hızlı öğrenenler ve en hızlı karar verenler olacak.