Üretimde bir taşla iki kuş: Serbest bölgelerde yeni vergi avantajı

Serbest bölgelerdeki firmaların imal ettikleri ürünlerin aynı serbest bölgeye veya diğer serbest bölgelere satışından elde ettikleri kazançlar da vergiden muaf olacak. Ara malların üretiminin artması ve tedarik zincirinin serbest bölgeler içinde kurulmasıyla maliyetlerin düşmesi bekleniyor. Katma değerli üretim kapasitesinin artması ve dış ticaret dengesinin güçlenmesiyle ithalat bağımlılığı azalacak; böylece bir taşla iki kuş vurulmuş olacak.

Giriş: 13.03.2026 - 09:29
Güncelleme: 13.03.2026 - 09:40
Üretimde bir taşla iki kuş: Serbest bölgelerde yeni vergi avantajı

Serbest bölgelerde üretimi teşvik eden yeni vergi düzenlemesi, sanayi ve ticaret açısından önemli bir dönüşümün kapısını aralıyor. tbMM Plan ve bütçe Komisyonu’nda kabul edilen düzenleme ile serbest bölgelerde üretim yapan firmaların imal ettikleri ürünlerin yalnızca ihracatından değil, aynı serbest bölge içinde veya diğer serbest bölgelere yapılan satışlardan elde ettikleri kazançlar da gelir ve kurumlar vergisinden muaf tutulacak. böylece serbest bölgeler arasında üretim ve ticaret zincirinin güçlenmesi hedefleniyor.


İTHALATI DÜŞÜRECEK FORMÜL

türkiye’nin toplam ithalatının üçte ikisini ara mallar oluşturuyor. Makina ve motor parçaları, elektronik devre kartları, plastik ve metal bileşenler ile kimyasal ve petrokimya ürünleri birçok sektörde nihai üretimin temel girdileri arasında yer alıyor. Serbest bölgelerde ara mal üretiminin artması halinde üretici firmalar, bu girdileri ithal etmek yerine yurt içinde temin edebilecek. böylece üretimde kullanılan ara malların, yerli kaynaklardan sağlanması kolaylaşırken, ithalat bağımlılığının azaltılmasına da katkıda bulunulacak.


Ara mal üretiminin artması, aynı zamanda cari açığın azaltılması açısından da önem taşıyor. Ara mal ithalatının payı arttıkça dış ticaret açığı büyürken, yerli üretimin güçlenmesi hem döviz çıkışını sınırlayabilecek hem de üretimin katma değerini artırabilecek.

Üretimde bir taşla iki kuş: Serbest bölgelerde yeni vergi avantajı

YENİ EKOSİSTEM OLUŞABİLİR

Vergi muafiyetinin kapsamının genişletilmesi, serbest bölgeler arasında yeni bir üretim ekosistemi oluşturabilir. bir serbest bölgede üretilen parça veya yarı mamul, başka bir serbest bölgede faaliyet gösteren üretici tarafından doğrudan kullanılabilecek.


Firmalar, böylece ihtiyaç duydukları ara malları ithal etmek yerine aynı bölgedeki veya başka bir serbest bölgedeki üreticilerden temin edebilecek. bu durum sanayide dikey entegrasyonu güçlendirirken üretim zincirinin türkiye içinde kurulmasına da katkı sağlayabilecek.


ÜRETİM MALİYETLERİ DÜŞEBİLİR

Düzenlemenin ikinci önemli etkisi, üretim maliyetleri üzerinde görülebilir. Ara malların, serbest bölgeler içinde temin edilmesi firmaların lojistik, gümrük ve tedarik süreçlerinden kaynaklanan maliyetlerini azaltabilir. Tedarik zincirinin kısalması, üretim süreçlerinin daha hızlı ve verimli yürütülmesine katkı sağlayabilir. bu durum, hem üretim maliyetlerinin düşmesine hem de firmaların uluslararası pazarlarda rekabet gücünün artmasına destek olabilir.

Üretimde bir taşla iki kuş: Serbest bölgelerde yeni vergi avantajı

YÜKSEK TEKNOLOJİLİ ÜRETİM

Ticaret bakanlığı verilerine göre 19 serbest bölgenin ihracatı, 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 4 artarak 12.5 milyar dolara ulaştı. Serbest bölgelerde ihracatla ithalat arasındaki fark ise 3.68 milyar dolar. bu bölgelerin toplam ticaret hacmi yüzde 3.1 artışla 28.55 milyar dolar olurken, ihracatta orta-ileri teknolojili ürünlerin payı yüzde 51.2’ye, yüksek teknolojili ürünlerin payı ise yüzde 6.2’ye ulaştı. bu bölgelerde üretilen ara mallar, diğer firmaların ithalata yönelmeden üretim yapabilmesine de katkı sağlıyor.


TEDARİK SİSTEMİNİN PARÇASI

Uzmanlara göre yeni vergi düzenlemesiyle birlikte serbest bölgeler yalnızca ihracat kapısı değil, aynı zamanda üretim ve tedarik ekosistemlerinin merkezi haline gelebilir. böylece üretimde ‘bir taşla iki kuş’ etkisi oluşturularak, hem ithalat bağımlılığının azaltılması hem de üretim maliyetlerinin düşürülmesi hedefleniyor.


Üretimde bir taşla iki kuş: Serbest bölgelerde yeni vergi avantajı

Ara mal ithalatı yapısal sorun

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, Türkiye’nin ithalatında ve cari açığında ara malların payının çok yüksek olduğuna dikkat çekti. Prof. Dr. Aslanoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı: “Enerjinin de bu ara malların içinde çok önemli bir payı var. Bu, bir yapısal sorun. Yıllardır da devam eden bir tablo. İthalatta enerji çok büyük bir pay kapladığı için Türkiye’nin bu konuda büyük çabası var. 10-15 sene sonra fosil yakıtların kullanımı, iklim krizi nedeniyle de çok azalacak. O yüzden biz kaynaklarımızı, planlamamızı, yatırımlarımızı ne kadar yenilenebilir enerji tarafına yaparsak, verimliliği artırıcı, bu anlamda ara mal ihtiyacını azaltacak yönde adımlara ayırırsak, o kadar faydalı ve önemli olur. Yani birincisi, enerji tarafında bizim çok ciddi, daha fazla adım atmamız gerekiyor.”


Türkiye’nin şu anda ihracatta, rekabette zorlandığını belirten Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, önerilerini şöyle özetledi: “İhracatta maliyetlerimiz çok yüksek, enflasyonumuz yüksek. Kur politikamızla çok pahalı bir hale geldik. Bu sadece ihracatta zorlanma anlamına gelmiyor, ithalatta artış anlamına da geliyor. Bazı ürünlerde ara mal ithalatında da benzer bir tablo var. Yani Türkiye üretim açısından rekabetçi olabilirse, maliyetleri anlamında rekabetçi olabilirse, zaten içerideki üretim teşvik edilecektir. Türkiye’nin enflasyonu indirmesi ve doğru politikalarla bunu indirmesi, kur politikasını rekabetçi bir şekilde uygulaması da ithalatı azaltmak ve ara mal ithalatının payını düşürmek için son derece önemli.


Stratejik bir plan yapılmalı. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda ne tür ara mallarına ihtiyacı olacak? Bu anlamda örneğin nadir elementler öne çıkıyor. Bunların işlenmesi ve üretiminde çok büyük payımız olmasa da oradan elde edeceğimiz gelirlerle, onunla ilgili ihracatımızı, ithalatımızı dengeleyebilir. O yüzden elimizdekilerle ithal ettiklerimizin değeri ve bunu stratejik olarak dengeleyecek planlamaları iyi yapmamız gerekiyor diye düşünüyorum.”



Üretimde bir taşla iki kuş: Serbest bölgelerde yeni vergi avantajı

Türkiye için böyle stratejik adımlar gerekir

Prof. Dr. Kerem Alkin, küresel tedarik zincirinde yaşanan son gelişmelerin Türkiye açısından yeni fırsatlar ve stratejik zorunluluklar doğurduğunu ifade etti. Prof. Dr. Alkin, Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşının ardından ABD ve İsrail’in İran’daki rejimi devirmeye yönelik askeri operasyonunun ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatmasının küresel emtia ve hammadde akışında ciddi kırılmalara yol açtığını vurguladı.


İran’ın Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatmasının, bu bölgeden dünyaya ciddi miktardaki hammadde ve ara mamul sevkiyatına büyük darbe vurduğunu hatırlatan Alkin, “Bu coğrafya sadece doğalgaz ve ham petrol sevkiyatı değil, petrokimya ürünleri, farklı amaçlarla üretilen plastik ürünlerin hammaddeleri, alüminyum eritme tesisleri başta olmak üzere stratejik öneme sahip başka başka ürünlerin de (örneğin tarımsal üretim için gübre de dahil olmak üzere) üretildiği ve dünya için tedarikinin sağlandığı bir coğrafya. Hürmüz Boğazı kapanınca bunların hepsi durdu” dedi.


Alkin, yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından stratejik hammadde ve ara mamul tedarikinde yeni adımlar atılmasını zorunlu kıldığını belirterek, şu uyarıyı yaptı: “Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bu gelişmelere bağlı olarak bilhassa stratejik hammadde ve ara mamullerde tedarik sürecini rekabet edilebilir kılması ve hammadde ara mamul maliyetlerini yönetebilmesi için bazı stratejik adımların atılması gerekiyor.”


Serbest bölgelerin hammadde ve ara mamul temini açısından teşvik edilmesine yönelik düzenlemelerin bu süreçte önemli bir stratejik adım olarak görülmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Kerem Alkin, şöyle devam etti: “Dolayısıyla serbest bölgelerin ağırlıklı olarak hammadde ve ara mamul temini amacıyla teşvik edilmesine ve desteklen-mesine yönelik bu adım, şu anda dünya ekonomisinde yaşanmakta olan tedarik zincirlerindeki belirsizliği ve kırılganlığı Türkiye adına yönetmek için önemli. Bu düzenlemeyi, Türkiye’yi, söz konusu küresel emtia piyasalarındaki fiyat artışından maksimum ölçüde korumak amacıyla atılmış bazı stratejik adımlar olarak görmek gerekir.”