Avrupa Birliği’nin (AB) mart ayında yapılacak zirvesinde Made in Europe (Made in EU) kapsamına girecek Avrupa’nın hassas sektörleri belirlenecek. Bu sektörler arasında otomotiv, beyaz eşya ve elektronik, kamu ihaleleri kapsamına girecek sektörlerin teşviki de yer alıyor. 1996 yılından bu yana AB ile Gümrük Birliği kapsamında Avrupa’nın üretim üssü haline gelen Türkiye’deki sektörlerin Made in Europe kapsamı dışında kalması ihtimali hem Türk hem de AB firmaları için büyük bir mağduriyet oluşturacak. Çünkü son 23 yıldır Türkiye’ye gelen yaklaşık 270 milyar dolarlık uluslararası yatırımın yüzde 70’i Avrupa kaynaklı. Öte yandan, AB’ye yapılan ihracatın üçte ikisi Türkiye’deki Avrupalı yatırımlar tarafından gerçekleştiriliyor. Türk iş dünyası, Türkiye’nin Made in Europe etiketli üretim kapsamının dışında bırakılmasının öncelikle Avrupa’yı olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu.
Made in Europe, bir ürünün büyük ölçüde Avrupa’da üretildiğini gösteren bir menşe ve etiketleme sistemi. Made in EU etiketi, bir ürünün en az yüzde 70’inin Avrupa’da üretilmiş olduğunu göstermek için kullanılacak. Bu etikete sahip ürünler, Avrupa’da vergi avantajı, teşvik, kamu ihalelerinde öncelik gibi desteklerden yararlanabilecek. Avrupa’nın imalat sanayi ve teknolojideki liderliğini korumak, yerli üretimi teşvik ederek Çin’e bağımlılığı azaltmak, Avrupa içi tedarik zincirini güçlendirmek, döngüsel ekonomi, dijital dönüşüm ve sürdürülebilir üretimi desteklemek; Made in Europe’nin başlıca hedefleri arasında yer alıyor.
MART AYINDA SEKTÖRLER NETLEŞECEK
Made in Europe konusunda hazırlıklar sürerken AB içinde de tam bir fikir birliği sağlanmış değil. Belçika’da kısa bir süre önce görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Made in Europe konusunda mart ayında yapılacak resmi AB Zirvesi’nde, ulusal hükümetlerin tercihli muamele uygulayacağı sektörlerin belirlenmesini kararlaştırdı. Fransa bugüne kadar Made in EU konusunda, AB’nin zor durumdaki sektörleri kamu fonları aktararak korunmasını savunuyordu. Almanya ise sektörlerin kendi gücüyle küresel pazarda rekabet etmesi gerektiği görüşünde. Ancak iki lider Belçika buluşmasında özellikle tehdit altındaki hassas sektörlerin korunması gerektiği konusunda aynı görüşte olduklarını açıkladı. Estonya, Finlandiya, Letonya, Litvanya, Hollanda ve İsveç, Made in EU girişimine karşı çıkarken, Avrupa etiketi tercihinin yatırımları korumak bir yana tam tersi AB’den uzaklaştıracağı endişesini dile getiriyor.

SEKTÖREL AĞIRLIKLAR
Türkiye’nin önemli ihracatçı sektörleri, Gümrük Birliği ile AB’nin üretim ve tedarik merkezi haline gelmiş durumda. Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) verine Türk otomotiv sektörü AB’nin araç ithalatında ikinci, araç ihracatında ise 3. sırada yer alıyor. Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği (TÜRKBESD) verilerine göre beyaz eşya sektörü, Avrupa’nın da bir numaralı üreticisi. Bu üretimin yüzde 75’ini de ihraç ediyor. Sektörün ihracat yaptığı ülke sayısı 150’yi bulurken, üretim üssü olarak bilinen Almanya ve İtalya’nın da önüne geçmiş durumda. Euromonitor verilerine göre ise Türkiye dünya üretiminin yarısını gerçekleştiren Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor.
İKİ TARAF DA MAĞDUR OLUR
Makro açıdan bakıldığında ise Türkiye’nin toplam ihracatında AB’nin payı 2025 sonu itibarıyla yüzde 42.8. Ancak bu ihracatın önemli bir kısmı Türkiye’deki Avrupalı firmalar tarafından gerçekleştiriliyor. O nedenle Türkiye’nin Made in Europe sürecinden dışlanması halinde ortaya çıkacak mağduriyet, hem Türk hem AB firmalarını etkileyecek. İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu ise Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yüzde 62’sinin doğrudan yabancı yatırımlar tarafından gerçekleştirildiği sözlerine atıfta bulunarak, yaşanacak mağduriyeti şöyle anlattı: “Türkiye’nin ihracatının yüzde 42’si AB’ye gidiyor derken, aslında bu ihracatın 2/3’ünün Türkiye’de yatırımı olan Avrupalı fabrikalardan gittiğini de vurgulamakta fayda var. Yani Türkiye’de üretilen ve Avrupa pazarına ihraç edilen ürünler zaten Avrupa yatırımlarının üretimi. Türkiye’nin Made in Europe’dan dışlanması demek sadece Türk üreticilerin değil, Avrupalı şirketlerin de cezalandırılması anlamına gelir. Benzer şekilde ulaştırmaya uygulanan kotalar veya Türkiye’nin AB STA’larının dışında bırakılması gibi konularda da Türk sanayinin mağdur edilmesi aslında Türkiye’nin Avrupa pazarındaki konumunu ciddiye alan Avrupalı yatırımcıların mağdur edilmesi anlamına geliyor.”

YÜZDE 70’İ AVRUPA KAYNAKLI
İKV Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas ise son 23 yıldır Türkiye’ye gelen yaklaşık 270 milyar dolarlık uluslararası yatırımın yüzde 70’inin Avrupa kaynaklı olduğunu belirterek, “AB’nin tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve özellikle Çin’e alternatif üretme stratejisinde Hindistan’ı yeni bir tedarik merkezi olarak konumlandırdığı söylenebilir” uyarısında bulundu.
DIŞLANMANIN RİSK ALANLARI
- Otomotiv ihracatı: AB, özellikle elektrikli araçlarda batarya, elektronik, yazılım dahil yüzde 70 yerlilik şartı getirmeyi hedefliyor. Bu şart, AB içinde üretilen batarya hücresi ve paketlemesini kapsıyor. Türkiye’deki otomotiv fabrikalarının büyük kısmı AB’ye ihracata dayanıyor; dışlanma durumunda üretimde ciddi düşüş olabilir.
- Beyaz eşya ihracatı: Türkiye, dünya üretiminin yarısını gerçekleştiren Çin’in ardından ikinci sırada yer alıyor. Made in Europe etiketinden dışlanma halinde Türk ürünlerinin rekabet gücü azalabilir.
- AB’deki kamu ihaleleri: Made in Europe etiketli ürünlere kamu alımlarında öncelik tanınacak. Türkiye dışlanırsa AB’nin kamu ihalelerinde enerji, altyapı, ulaşım gibi sektörler de kayıp yaşayabilir...

TÜRKİYE’DEKİ ÜRETİM DAHİL EDİLMELİ
İKV Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, dünya ekonomisindeki korumacılık trendini AB’nin de takip ettiğini belirterek, henüz tasarım aşamasında bulunan Made in Europe kriterleri ile ilgili ‘Endüstriyel Hızlandırıcı Yasası’ taslağının açıklanmadığına dikkat çekti. Zeytinoğlu, “AB’nin kendi endüstrisini desteklemek, dışa olan bağımlılığı azaltmak ve kritik sektörlerde rekabetçiliği artırmak için getirmeyi hedeflediği bu gibi önlemler, dünyadaki korumacılığı dikkate aldığımızda anlaşılır. Burada Türkiye açısından kritik olan, Made in Europe tanımına Türkiye’deki üretimin de dahil edilmesidir. Gümrük Birliği, Türk sanayisini Avrupa ekonomisinin önemli bir unsuru haline getirdi. AB, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasını getiren Yeşil Mutabakatı nasıl ‘Avrupa’ yeşil mutabakatı olarak tanımlıyor ve Türkiye’nin de bu sürece uyumunu bekliyorsa Türkiye de AB’nin ortağı ve aday ülke olarak bu tanımın bir parçası olmalı. Ayrıca yerel içerik tanımının nasıl belirleneceği, üretimdeki girdi ürünlerin ithal olması durumunda nasıl bir yol izleneceği gibi hususlar da açığa kavuşturulmalı” diye konuştu.

HEM AVRUPA HEM TÜRKİYE İÇİN STRATEJİK BİR ŞART
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanı Cengiz Eroldu, Made in EU yaklaşımının Otomotiv Paketi’nde emisyon azaltım hedeflerinin, küçük elektrikli araç üretimi ve satışı, kurumsal araç filolarının yenilenmesi gibi birçok teşvik alanında ön koşul olarak vurgulanmasından endişeli olduklarını söyledi. Avrupa Komisyonu’nun, AB otomobil pazarının yüzde 60, hafif ticari araç pazarının yüzde 90’ını oluşturan kurumsal araçlar için sıfır veya düşük emisyonlu, ‘AB’de üretilmiş’ araçlara yönelik özel mali teşvikler planladığını hatırlatan Eroldu, şu bilgiyi verdi: “AB’de üretilmiş tanımı kritik. Komisyon tarafından ‘AB’de üretilmiş’ tanımı ilk aşamada otomotiv sanayisini etkileyecek gibi görünmekle birlikte ilerleyen süreçte tüm sektörlere de yansıyacak. Ülkemizin yatırım ortamı ile mevcut yatırımlar açısından büyük risk teşkil eden bu tanıma Türkiye’nin de dahil edilmesi, ülkemiz ekonomisi açısından hayati önem taşıyor. Türkiye, Gümrük Birliği ortağı statüsü gereği, Made in EU uygulamalarında Avrupa Birliği ile eşit şekilde değerlendirilmeli. Türkiye ve Avrupa otomotiv sanayilerinin rekabetçiliğini koruyabilmeleri için Türkiye’nin bu tanıma dahil edilmesi stratejik bir gereklilik.”