İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Nurullah Gür, son yazısında 2008 yılından bu yana küresel ve yerel düzeyde yaşanan çok boyutlu şokların ekonomik büyüme üzerindeki yıkıcı etkilerini analiz etti. Finansal krizlerden doğal afetlere, ticaret savaşlarından jeopolitik çatışmalara kadar uzanan bu çalkantılı süreçte Türkiye ekonomisinin sergilediği direnci ele alan Gür, reel sektörün belirsizlik ortamında ayakta kalabilmesi için izlemesi gereken stratejik yol haritasını paylaştı.
Prof. Dr. Nurullah Gür'ün bu haftaki yazısı şöyle:
2008'den bu yana küresel ekonomiyi etkileyen çok sayıda şok yaşandı. Küresel finans krizi, Avrupa borç krizi, Arap Baharı, Suriye iç savaşı, Rusya'nın Kırım'ı ilhakı, Brexit, koronavirüs salgını, Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ve ABD-İsrail-İran arasındaki savaş, bu şokların kuşkusuz en dikkat çekenleriydi.
Bu dış şokların yanı sıra Türkiye, kendi içinde de çeşitli şoklar yaşadı: 17-25 Aralık operasyonları, 15 Temmuz darbe girişimi, 2018 kur şoku ve Kahramanmaraş depremi bunların başında geliyor.
Bu listelerde ekonomi dışında cereyan eden şokların da yer almasının bir sebebi var. Zira, IMF’nin bulgularına göre, savaş ve doğal afet gibi şoklar ekonomik büyüme üzerinde finansal krizlere kıyasla neredeyse üç kat daha fazla hasara neden olabiliyor.
Jeopolitik risklerin kısa vadede sönümlenmesini beklemek gerçekçi olmaz. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi İran’daki savaş sona erse bile küresel fay hatları maalesef başka şokları tetikleyebilir. Üstelik sadece jeopolitik riskler değil, ticaret savaşları, yeşil dönüşüm ve yapay zeka gibi unsurlar da belirsizlikleri artırıyor.
Türkiye ekonomisi, bunca iç ve dış şoka karşın görece dirençli kalmayı başardı. Bu direncin sağlanmasında kamunun destekleri kadar reel sektörün dinamik yapısı da etkili oldu. Hiç kuşkusuz farklı politika adımlarıyla bu direnci artırmak mümkün olabilirdi.
Bu yoğun risk ve belirsizlik ortamında, reel sektörün kendi direncini artırabilmesi için atabileceği adımları kısa şöyle özetleyebiliriz:
* Kararları sezgilere dayalı almak, günümüz iş hayatında artık yeterli kalmıyor. Bu nedenle iş insanlarının sektörel ve makro verileri yakından takip edip karar alma süreçlerine bu verileri entegre etmeleri kritik önem taşıyor.
* Döviz pozisyonunda gelirler ile yükümlülükler arasında dengenin sağlanması bu gibi dönemlerde çok önemli. Yönetilemeyecek düzeyde ve vadede net döviz açığı vermekten kaçınmak lazım.
* İthal ara malı tedarikçileri ve ihracat pazarları çeşitlendirilmeli. Bu konuya ilişkin Ticaret Bakanlığı’nın sunduğu ‘Kolay İhracat Platformu’ ve ‘Ticaret Müşavirine Danış’ gibi hizmetler etkin biçimde kullanılabilir.
* Ara malı tedariki ve alternatif ihracat pazarlarına giriş için sektör bazlı işbirliği mekanizmalarının oluşturulması da etkin sonuçlar üretebilir.
* Tam zamanında (just-in-time) üretim yöntemi, ticaret savaşları ve jeopolitik risklerin küreselleşmeyi yavaşlattığı bu denklemde eskisi kadar verimli çalışamıyor. Ara mallarını ihtiyaç hâlinde tedarik edip siparişe göre üretim süreçlerini yönetme ve böylece stok maliyetlerini en aza indirme anlayışı yerine, özellikle kritik ara mallarında stoklu çalışma alternatifinin günümüzde daha fazla dikkate alınması faydalı olabilir.
Şoklara karşı direnci artırabilecek stratejiler ve eylemler sektörden sektöre farklılık gösterecektir. Burada önemli olan, reel sektörün kendi koşullarını ve dünyanın içinden geçtiği değişim ve dönüşümleri dikkate alarak, vakit kaybetmeden planlı ve çok boyutlu bir şekilde direnç mekanizmalarını hayata geçirmesidir.