TÜRK Havacılık ve Uzay Sanayi (TUSAŞ) ana yükleniciliğinde yürütülen Türkiye’nin en büyük teknoloji projesi KAAN’da süreç, prototip geliştirmeden seri üretim altyapısının kurulmasına evriliyor. 2024’te gerçekleştirilen ilk uçuş, programın en görünür kilometre taşı olsa da savunma sanayi kaynakları asıl zorlu maratonun şimdi başladığını gösteriyor. TUSAŞ faaliyet raporları ve Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) verilerine göre 2026 yılı; uçağın sadece aerodinamik testlerinin değil, üretim hattı olgunluğunun, bakım-idame planlarının ve uluslararası işbirliği modellerinin netleştiği bir yıl olarak kayıtlara geçiyor. Uluslararası savunma basınında ise ‘bölgesel güç dengelerini değiştirecek bir hamle’ olarak nitelendirilen projede, başarı kriteri artık ‘uçuş’ değil, görev sistemlerinin doğrulanması ve tedarik zincirinin sürdürülebilirliği.

AZERBAYCAN İLE ÜRETİM
KAAN projesinin uluslararası aktör olma sürecindeki en somut gelişme, ‘Milli Muharip Uçak Geliştirme İş Birliği Protokolü’ kapsamında Azerbaycan ile sağlandı. 2023’te imzalanan ve 2024 sonrasında fiiliyata dökülen anlaşma doğrultusunda, Azerbaycan Savunma Sanayii Bakanlığı projeye finansal katılım sağlarken, Azerbaycanlı mühendisler de Ankara’daki TUSAŞ tesislerinde alt sistemlerin geliştirilmesinde aktif rol almaya başladı. Bu ortaklık, projenin maliyet etkinliğini artırırken, ihracat potansiyeli için de ilk garantili pazarı oluşturuyor.
KÖRFEZ VE ASYA HATTINDA
Projenin finansman çeşitliliği ve teknoloji transferi ayağında Suudi Arabistan ve Asya ülkeleriyle yürütülen temaslar stratejik bir boyut kazandı. Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman’ın TUSAŞ ziyaretleri ve global platformlardaki analizler, Riyad yönetiminin KAAN ile yakından ilgilendiğini doğruluyor. Suudi Arabistan’ın ‘Vision 2030’ vizyonu, uçağın bazı kompozit parçalarının üretimini yerelleştirme ve ‘ortak yatırım’ modeliyle projeye dahil olma iradesini açıkça ortaya koyuyor.
Asya pazarında ise Güney Kore’nin KF-21 projesinde sorunlar yaşayan Endonezya’nın durumu izleniyor. Endonezya, bu projeye alternatif olarak Türkiye’nin 5. nesil programı için imzaları attı. Ancak bu anlaşma, klasik bir ‘ürün satışı’ndan ziyade, maliyetlerin paylaşıldığı ve üretim ölçeğinin büyütüldüğü bir ‘program ortaklığı’ modeli üzerinden yürütülmek üzerine.

NİHAİ HEDEF MOTORDA BAĞIMSIZLIK
Programın en yüksek riskli ve stratejik alanı motor olarak öne çıkıyor. TUSAŞ, bu konuda ‘kademeli geçiş’ stratejisi uyguluyor. İlk prototiplerde ve 2028’de envantere girmesi planlanan ilk Blok-10 uçaklarında, ABD menşeli General Electric F110 motorlarının kullanılması kararlaştırıldı. Bloomberg raporlarına göre, ABD ile ilişkilerdeki yumuşama motor teminindeki bürokratik riskleri minimize etmiş durumda. Ancak projenin nihai bağımsızlık hedefi, TRMotor ve TEI işbirliğinde geliştirilen yerli turbofan motora dayanıyor. Sektör kaynakları, motorun yalnızca itki üretmekten ibaret olmadığını; yüksek sıcaklığa dayanıklı malzemeler, hassas döküm, soğutma teknolojileri ve uzun ömür testleri olmadan ‘motor bağımsızlığının’ sağlanamayacağını belirtiyor. Yerli motorun devreye girmesi, KAAN’ın ihracatında ‘üçüncü ülke izinleri’ (ITAR kısıtlamaları) engelini ortadan kaldıracak kilit faktör olarak görülüyor.
MÜHİMMAT ENTEGRASYONU
KAAN’ın operasyonel değerini belirleyecek bir diğer başlık ise milli mühimmatlarla uyum. 5. nesil platformlarda düşük görünürlük (stealth) standardını korumak için mühimmatların dahili silah istasyonlarından atılması gerekiyor. Uzmanlar, entegrasyonun ‘teknik olarak mümkün’ olmasından çok, sahada güvenilir şekilde kanıtlanmasının önemine işaret ediyor. TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil’in geçmişte işaret ettiği takvime göre, test süreçlerinin başarıyla tamamlanması halinde 2028 yılında 20 adet KAAN’ın Hava Kuvvetleri’ne teslim edilmesi ve 2030’lu yılların başında üretim hızının ayda 2 uçağa çıkarılması hedefleniyor.

Ağ merkezli harp
KAAN, klasik bir savaş uçağının ötesinde, ‘ağ merkezli harp’ konseptinin merkezi bir unsuru olarak tasarlanıyor. Aviyonik ve yazılım katmanının yerlilik oranı, uçağın ‘nesil’ iddiasını doğrudan etkiliyor. The Warzone ve Breaking Defense gibi analiz siteleri, Türkiye’nin KAAN’ı; insansız savaş uçağı ANKA-3 ve KIZILELMA ile entegre şekilde ‘Manned-Unmanned Teaming’ (MUM-T) konseptiyle uçurma hedefine dikkat çekiyor. ASELSAN tarafından geliştirilen MURAD AESA Radarının entegrasyonuyla birlikte uçak, yüzlerce kilometre ötedeki tehditleri tespit edip, elektronik harp yetenekleriyle düşman savunmasını kör etme kapasitesine ulaşacak.
Küresel anlaşmalar
KAAN projesi ve Türk havacılık sistemleri, uluslararası ilişkilerde yeni ittifakların kapısını araladı. 2025 ve 2026 yıllarında imzalanan stratejik anlaşmalar, Türk savunma sanayinin küresel pazar payını genişlettiğini gösteriyor.
Endonezya (Asya kapısı): IDEF 2025 fuarında somutlaşan işbirliği kapsamında Endonezya, KAAN’ın en büyük uluslararası ortaklarından biri olmaya devam ediyor. 48 adetlik potansiyel satış ve teknoloji transferi anlaşması, Türkiye’nin Asya-Pasifik pazarındaki en büyük hamlesi olarak kayıtlara geçti.
Suudi Arabistan (Stratejik yatırım): Riyad yönetimi ile yürütülen üst düzey görüşmeler neticesinde, Suudi Arabistan’ın KAAN’a stratejik yatırımcı olarak dahil olma süreci hızlandı. Anlaşma, Suudi Arabistan’da yerel üretim tesislerinin kurulmasını da içeren geniş kapsamlı bir paketi kapsıyor.
Azerbaycan (Tek millet iki devlet): Bakü, KAAN projesine katılımını sürdürüyor. Azerbaycan, projenin hem finansal ayağında hem de bazı alt sistemlerin üretiminde rol alıyor.
İtalya ve İspanya (HÜRJET etkisi): KAAN’ın eğitim uçağı olarak da görev yapabilen HÜRJET, Avrupa’da kendine yer buldu. Özellikle İspanya’nın eğitim uçağı ihtiyacı için HÜRJET’in, rakiplerine karşı güçlü bir alternatif olarak masada olduğu ve İtalya ile savunma sanayi işbirliklerinin derinleştiği belirtiliyor.