Küresel havacılık sektörü, Avrupa Birliği’nin toplam emisyonlarının yaklaşık yüzde dördünü oluştururken, sektör temsilcileri bu oranı düşürmek için mühendislik sınırlarını zorluyor. Rolls-Royce ve SINTEF tarafından yürütülen proje, pervaneyi döndürmek için elektrikli motor ile içten yanmalı motoru birleştiren hibrit bir sistemi merkeze alıyor. Özellikle kısa mesafeli iç hat uçuşlarına odaklanan bu teknoloji, AB'nin toplam CO2 emisyonlarını yüzde 1 oranında düşürme potansiyeli taşıyor.
ENDÜSTRİYEL STANDARTLAR YENİDEN YAZILIYOR
Hibrit havacılığın önündeki en büyük teknik engel, yüksek voltajlı sistemlerin yalıtım gereksinimleri olarak öne çıkıyor. SINTEF ve Rolls-Royce ekipleri, hibrit motorun en kritik parçası olan stator için yeni bir elektrik yalıtım teknolojisi geliştiriyor.
KÜRESEL REKABET KIZIŞIYOR: GE AEROSPACE SAHNEDE
Havacılıkta elektrikli dönüşüm yarışında Rolls-Royce yalnız değil. Geçtiğimiz Ocak ayında GE Aerospace, ticari bir turbofan motoruyla elektrik enerjisi üretme ve aktarma testlerini başarıyla tamamlayarak önemli bir kilometre taşına ulaştı. Bu durum, havacılık yan sanayii ve motor üreticileri arasında "yeşil teknoloji" rekabetinin 2026 yılı itibarıyla stratejik bir seviyeye ulaştığını gösteriyor.
LOJİSTİK VE AĞIRLIK KRİZİ: NEDEN İÇ HATLAR?
Hibrit teknolojisinin neden öncelikle iç hatlarda denendiği sorusuna SINTEF araştırmacıları "ağırlık-enerji" dengesiyle cevap veriyor. Elektrikli motorlar için kullanılan pillerin, geleneksel jet yakıtından çok daha ağır olması, uzun menzilli uçuşları şu an için imkansız kılıyor. Bu nedenle havacılık endüstrisi, daha kısa rotaları elektrikli hale getirerek operasyonel maliyetleri ve karbon ayak izini minimize etmeyi hedefliyor.
Sektörün bu dönüşümü tamamlayabilmesi için; sadece motor değil, daha gelişmiş uçak pervaneleri, elektrikli güç aktarma sistemleri ve her iki motor türünü koordine edecek yeni nesil dişli kutuları üretilmesi gerekiyor. Bu teknolojik dönüşümün, havacılık tedarik zincirinde yeni bir alt sanayi kolu oluşturması bekleniyor.