Girdi maliyetleri üreticiyi zorluyor! Bölgesel merkez hedefi için destekler sürmeli

Savaşın yarattığı jeopolitik gerilim, tedarik zincirlerinde kırılmalara yol açarak tarımsal girdi maliyetlerini biçimde yukarı taşıdı. Savaş sona erse bile tarımda maliyet baskısının hızla ortadan kalkması beklenmiyor. Enflasyonla mücadele ve sürdürülebilir üretim için mazot, gübre ve finansman başta olmak üzere girdilere yönelik güçlü ve öngörülebilir destek mekanizmalarının devam etmesi sürdürülebilir üretim açısından kritik önem taşıyor.

Giriş: 24.04.2026 - 09:36
Güncelleme: 24.04.2026 - 10:17
Girdi maliyetleri üreticiyi zorluyor! Bölgesel merkez hedefi için destekler sürmeli

Savaş sona erse bile küresel düzeyde tarımda belirsizliğin kısa vadede ortadan kalkması beklenmiyor. Tarım üretimi; iklim değişikliği, enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve finansman koşullarının aynı anda etkilediği çok boyutlu bir yapı sergiliyor. Orta Doğu’daki gerilim, özellikle gübre ve enerji tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açtı. Küresel gübre ticaretinin yaklaşık yüzde 25’inin bu bölge ve Rusya eksenine bağlı olması, savaş sonrası dönemde arzın hızla dengelenmesini zorlaştırıyor.


Mazot, gübre, yem, tohum, elektrik ve sulama maliyetlerindeki artış üreticinin yükünü her geçen gün artırıyor. Artan girdi fiyatları, birçok üründe ekim kararlarını doğrudan etkiliyor. Tarlaya girmenin maliyeti yükseldikçe üretici daha temkinli davranıyor. Bu durum arz tarafında yeni riskleri beraberinde getiriyor. Uzmanlar, destek mekanizmalarının artarak devam etmesi gerektiğini vurgulayarak, üretimde yavaşlama ve bazı ürünlerde daralma riskinin güçlendiğine dikkat çekti.


DENGELİ YOL HARİTASI
Uluslararası ürün piyasalarının yeniden hareketlenmesi, Türkiye için hem fırsat hem risk oluşturuyor. Dış pazarların açılması ve ticaret akışının hızlanması, Türkiye’nin bölgesel merkez olma potansiyelini güçlendiriyor. Gelişmeler sektörün daha net ve dengeli bir yol haritasına yönelmesini zorunlu kılıyor. Uzmanlar, üreticinin desteklenmesi halinde Türkiye’nin bölgesel güç olma potansiyelinin artacağına işaret ediyor.

Girdi maliyetleri üreticiyi zorluyor! Bölgesel merkez hedefi için destekler sürmeli

ULUSLARASI ÜRÜN PİYASALARI
Rusya ve Ukrayna’nın yeniden tam kapasiteyle ihracata dönmesi halinde küresel buğday fiyatlarında yüzde 10 ila 15, ayçiçeği yağında ise yüzde 15 ila 20 arasında düşüş potansiyeli bulunduğu değerlendiriliyor. Bu gelişme kısa vadede tüketici fiyatlarını aşağı çekebilecek olsa da yerli üretici için aynı ölçüde olumlu bir tablo yaratmıyor. Türkiye’de buğday üretim maliyetinin ton başına yaklaşık 250-270 dolar bandında olduğu bir ortamda, uluslararası fiyatların 230-240 dolara gerilemesi üreticiyi zarar sınırına taşıyor. Bu da bir sonraki sezonda ekim alanlarının daralmasına neden olabilecek bir risk olarak görülüyor.


YENİ DESTEKLEME MODELİ
İstanbul Ticaret’e konuşan İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, tarımda sürdürülebilirliğin yalnızca üretim artışıyla değil, ‘üreticinin önünü görebileceği bir destek ve planlama sistemiyle’ mümkün olabileceğine dikkat çekti. Müdürlük, Bakanlığın vizyonu doğrultusunda hayata geçirilen ‘Üretim Planlama ve Yeni Destekleme Modeli’ ile ‘nerede ne üretileceğinin ve çiftçinin üretimi karşılığında ne kadar destek alacağının önceden planlandığını’ vurguladı. İl Müdürlüğü, bu yaklaşımın üretimde öngörülebilirliği ve istikrarı güçlendirdiğini belirtti.


TARIMDA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, “Tarımda sürdürülebilirliği sağlamak, günümüzün en kritik meselelerinden biri” derken, “Gıda arz güvenliğini teminat altına almak ve üretimde kendine yeten bir ülke olma hedefi doğrultusunda Bakanlığımızın vizyoner yaklaşımıyla ‘Üretim Planlama ve Yeni Destekleme Modeli’ hayata geçirilmiştir” ifadesini kullandı. Müdürlük, bu modelle birlikte üreticinin yalnızca destek almadığını, aynı zamanda üretim sürecini daha öngörülebilir bir zeminde planlayabildiğini belirtti. Kuruma göre sistem, ‘üreticimizin önünü görmesini, maliyetini yönetmesini ve güvenle tarlasına girmesini sağlayan gerçek bir üretim kalkanı’ niteliği taşıyor.


Müdürlük, mazot ve gübrenin tarımsal üretimde her dönem üreticinin sırtındaki en önemli maliyet kalemleri arasında yer aldığını hatırlatırken, yeni sistemde artık tahmini rakamlar yerine maliyetin belirli oranlarını garanti altına alan somut bir hesaplama yöntemine geçildiğini aktarıyor. Buna göre devlet, temel destek kapsamında çiftçinin mazot maliyetinin yüzde 50’sini, gübre maliyetinin ise yüzde 25’ini daha tohum toprağa düşmeden karşılamayı taahhüt ediyor.


Planlı üretim modeline uygun olarak havzasında üretim yapan çiftçiler için ise bu destek daha güçlü bir boyut kazanıyor; mazot maliyetinin tamamı, gübre maliyetinin ise yarısı devlet tarafından karşılanıyor. Müdürlük bunu, “Desteklemelerde sadece miktar artışı yapılmamış, aynı zamanda köklü bir sistem değişikliğine gidilmiştir” sözleriyle anlattı.


ARZ GÜVENLİĞİ İÇİN ÇOK YÖNLÜ KORUMA
İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, gıda arz güvenliği başlığını da yalnızca tarımsal üretim çerçevesinde değil, daha geniş ve stratejik bir zeminde ele alarak, “Gıda arz güvenliği sadece bir tarım meselesi değil, aynı zamanda doğrudan bir milli güvenlik meselesidir” yaklaşımını hatırlattı.


Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 18.3’üne ev sahipliği yapan İstanbul gibi bir megakentte gıdanın kesintisiz, taze ve ulaşılabilir olmasının temel öncelik olduğu vurgulandı. Bu nedenle planlı üretim ve öngörülebilir destek modeli merkeze alınarak İstanbul’un gıda arzının çok boyutlu biçimde koruma altına alındığı belirtiliyor. Müdürlüğe göre bu stratejinin ilk ayağını, tüketimin merkezinde üretimi destekleyen ve lojistik maliyetleri aşağı çeken saha projeleri oluşturuyor. Burada destek yalnızca nakdi değil, sahadaki doğrudan üretim ihtiyacını da karşılayan bir yapıya dönüşüyor.


EMEĞİN PAZARA AÇILDIĞI ALAN
İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne göre kent, yalnızca bir üretim sahası değil, aynı zamanda Anadolu’nun tarımsal emeğinin dünya pazarlarına açıldığı en stratejik kapılardan biri. Şehrin sahip olduğu dev lojistik ağlar ve gıda sanayisi ile uluslararası piyasalar arasındaki güçlü entegrasyon, İstanbul tarımını farklılaştıran en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Müdürlük, “İstanbul bugün sadece bir üretim alanı değil, aynı zamanda Anadolu’nun emeğinin dünya pazarlarına açıldığı en büyük ve en stratejik kapıdır” derken, limanlar ve havalimanlarının yerel üretimin küresel pazarlara hızla ulaşmasını sağlayan büyük bir lojistik avantaj sunduğunu vurguluyor.


SAVAŞ SONRASI KIRILGAN BİR DENGE SÜRECİ 
Ekonomist Şevket Sayılgan, savaş sonrası dönemin hızlı bir toparlanma değil, ‘kontrollü ve kırılgan bir yeniden denge süreci’ getireceğini söyledi.


Sayılgan, “Bugün üreticiyi en çok zorlayan girdi kalemleri incelendiğinde tablo oldukça nettir. Türkiye’de ortalama bir tarım işletmesinde maliyet yapısının yüzde 30-35’ini gübre, yüzde 20-25’ini mazot ve enerji, yüzde 15-20’sini yem, yüzde 10-15’ini işçilik ve yaklaşık yüzde 10’unu finansman oluşturuyor. Son üç yılda gübre fiyatları yüzde 200-250 bandında, mazot fiyatları ise yaklaşık yüzde 150 arttı. Finansman maliyetlerindeki yükseliş de üreticinin hareket alanını daralttı. 1 milyon TL’lik sezonluk kredi kullanan bir çiftçi, bir yıl önce 200 bin TL faiz öderken bugün bu yük 350-400 bin TL seviyesine çıktı” diyerek, bunun işletme sermayesini yönetmeyi belirgin biçimde zorlaştırdığını belirtti.


Sayılgan, Türkiye’nin bölgesel tarım ticaret merkezi olma potansiyelinin güçlü ama tamamlanması gereken bir yapıya işaret ettiğine dikkat çekerek, yıllık tarım ve gıda ihracatının yaklaşık 30 milyar dolar, ithalatın ise 25 milyar dolar civarında olduğunu hatırlattı. Türkiye’nin net ihracatçı konumda bulunduğunu, ancak ürün bazında bazı dengesizlikler taşıdığını söyleyen Sayılgan, hububat ve yağlı tohumlarda net ithalatçı, meyve-sebze ve işlenmiş gıdada ise net ihracatçı bir yapı bulunduğunu kaydetti.


DİJİTAL TARIM SİSTEMLERİ ŞART
Sayılgan, “Bölgesel ticaret merkezi olabilmek için toplam hacmin 50 milyar doların üzerine çıkması ve ürün çeşitliliğinin dengelenmesi gerekir. Bunun için verimlilik artışı, depolama kapasitesinin güçlendirilmesi ve dijital tarım sistemlerinin devreye alınması şart” dedi. Sayılgan, “Üretici korunmadan ticaret merkezi olmak matematiksel olarak sürdürülemez” diyerek, son 10 yılda kayıtlı çiftçi sayısının yaklaşık yüzde 15 azalmasını, bu riskin en somut göstergelerinden biri olarak değerlendirdi. Destek politikalarının milli gelir içindeki payının en az yüzde 1 seviyesinde tutulmasının kritik olduğunu söyleyen Sayılgan, önümüzdeki aylarda fiyat tarafında yaz aylarında yüzde 5 ila 10 arasında mevsimsel bir gerileme ihtimali bulunsa da yıllık gıda enflasyonunun yüzde 35-45 bandında kalmasının muhtemel olduğunu ifade etti. Sayılgan, arz tarafında yüzde 3 ila 5 arasında daralma riskinin sürdüğünü, dış ticarette ise ithalat artış hızının ihracatın üzerinde kalabileceğini ve bunun tarım dış ticaret fazlasını daraltabileceğini belirtti.