İran'a yönelik saldırıların ardından Hürmüz Boğazı’nın kapanması, bölgesel bir kriz olmaktan çıkıp küresel çapta tedarik darboğazına dönüştü. Petrolün varil fiyatının iki katına çıkmasına sebep olan savaş, kimyadan tarıma birçok sektörün hammaddesini ‘bulunamaz’ hale getirdi. Avrupa’dan Uzak Doğu’ya birçok ülke ‘bulunabilirlik’ sorunu ve ‘fiyat’ şoku yaşarken, ticaret rotalarının güvenliği ve yeni ticaret yolları gündeme geldi.
Küresel çapta krize sebep olan şartlar altında Türkiye hem mal akışını hem de sanayi üretim kapasitesini korumaya devam ediyor. İç dinamiklerini soğutmayan Türkiye, stratejik konumu, lojistik kapasitesi ve altyapısı ile yeni ticaret yollarının da kesişim noktasında bulunuyor.
BÖLGESEL BAĞLANTISALLIKTA ÖNEMLİ FIRSATLAR
Londra’da uluslararası yatırımcılarla bir araya gelen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bu konuya değindi. Şimşek konuşmasında, “Orta Koridor’un bir parçasıyız ve bölgesel bağlantısallığa yatırım yapıyoruz. Orta Doğu’daki savaşın tedarik zincirlerinin yeniden düşünülmesine, çeşitlenmesine ve yeni ticaret koridorlarının oluşmasına yol açacağını düşünüyorum. Aynı zamanda yeşil dönüşümü ve dijital dönüşümü hızlandıracak. Bu da önemli fırsatlar yaratıyor” dedi.
Bakan Şimşek’in dikkat çektiği gibi Asya ile Avrupa arasındaki en büyük ticaret rotası olan Orta Koridor’un önemli bir kısmına Türkiye ev sahipliği yapıyor. Çin’den yola çıkan mallar, Orta Koridor’daki Türkiye üzerinden Avrupa’ya 12-15 günde ulaşabiliyor. Ümit Burnu rotası ise 35-40 gün sürüyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu Orta Koridor, hızın yanı sıra çok modlu taşımacılık için de müsait. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattı ve Marmaray geçişi, kesintisiz bir ‘demir ipek yolu’ imkanı sağlıyor. Diğer yandan Hindistan’dan başlayıp Suudi Arabistan üzerinden Akdeniz’e ulaşması öngörülen yeni projelerdeki bağlantıların kesişim noktasının da Türkiye olması bekleniyor.

MODERN HİCAZ DEMİRYOLU
Diğer yandan Türkiye, Hürmüz Boğazı krizi devam ederken lojistikte uluslararası hamlelerine bir yenisini daha ekledi. Türkiye, Suriye ve Ürdün’ü birbirine bağlayacak ‘Modern Hicaz Demiryolu’ projesi için çalışmalar başladı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, söz konusu demiryolu hattının Suudi Arabistan ve Umman’a uzanmasını da planladıklarını, böylelikle Kızıldeniz’i Akdeniz’e ve Avrupa’ya bağlamış olacaklarını dile getirdi. Karayoluyla Ürdün’den çıkan yüklerin Suriye üzerinden Avrupa’ya, oradan Orta Asya’ya kadar gidebildiğini söyleyen Bakan Uraloğlu, demiryolu projesini de bir yıl içinde hayata geçirmek istediklerini belirtti.
NEARSHORING AVANTAJI
Yakından tedarik (nearshoring) söz konusu olduğunda da Türkiye öne çıkan ilk ülke. Çünkü tedarikte en ucuz olana erişim her zaman mümkün ve avantajlı olmuyor. Tedarik zincirleri, artık ‘en yakın ve en güvenli’ olanı arıyor. Avrupa Birliği’nin de komşusu olan Türkiye yolların kesişim noktasında olmasının ve yüksek üretim kapasitesinin avantajına sahip. Ayrıca stok yönetimi yönünden de yakın mesafedeki Türkiye öne çıkıyor. Hem Çin’den hem Orta Doğu’dan daha yakın olan Türkiye, bir günde mal çıkarıp 2-3 günde Avrupa’ya ulaştırma imkanına sahip.
ENERJİ HATLARI VE YEŞİL TEDARİK
Rusya’dan ve Hazar üzerinden gelen boru hatlarının geçiş ülkesi olan Türkiye, aynı zamanda güneyden gelen enerji kaynaklarının Avrupa’ya ulaştırılmasında en güvenli liman konumunda. Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e ulaştırdığı petrolün Batı’ya taşınmasında da Türkiye ana operatör olma özelliğine sahip. Demiryolu bağlantısı olan liman sayısını artıran Türkiye, denizden gelen yüklerin hızla iç kesimlere ve Avrupa’ya dağıtılmasını da sağlıyor. Türkiye, ‘yeşil tedarik zinciri’ için de Avrupa’nın vazgeçilmez partneri konumunda.
TEDARİKTE RİSK AZALTICI FAKTÖR
Öte yandan tedarik krizi ve güvenli ticaret koridorları konusu uluslararası raporlara da yansıyor. Interos’un ‘Tedarik Zinciri Kırılganlığı’ raporunda Jennifer Bisceglie tarafından sunulan analizde, Türkiye’nin ‘Orta Koridor’ ve karayolu taşımacılığındaki stratejik pozisyonunun, Asya-Avrupa hattında ‘risk azaltıcı’ bir faktör olduğu kaydedildi. Raporda, Türkiye’nin Avrupa’ya olan yakınlığı nedeniyle Uzak Doğu sevkiyatlarındaki Hürmüz kaynaklı aksamalardan kaçınmak isteyen Avrupalı devlerin ‘nearshoring’ stratejisinde Türkiye’nin bir numaralı aday olduğu belirtildi.

Şekib Avdagiç: Klasik döngüler değişti
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, Orta Doğu’daki savaşın dünya ekonomisini yeniden ‘şok rejimi’ne soktuğunu söyledi. Avdagiç, “Bu kez yaşanan şok; tek bir kanaldan değil, birçok kanaldan yayılıyor. Enerji, ticaret, enflasyon ve finansal zorluklar eş zamanlı olarak ortaya çıkıyor. Ne yazık ki küresel ekonomi artık klasik döngülerle değil, jeopolitiğin ritmiyle hareket eden bir faza girmiş durumda” dedi.
Pandemi ve jeopolitik gerilimler sonrası yeniden şekillenen küresel tedarik zincirlerinde, maliyet kadar güvenilirlik ve erişilebilirlik başlıklarının öncelikli hale geldiğini vurgulayan Başkan Avdagiç, “Türkiye, Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasında kurduğu bağlantı sayesinde bu yeni denklemde bir ‘lojistik omurga’ işlevi görebilecek konumda bulunuyor” diye konuştu.
Avdagiç, küresel ekonominin fotoğrafına bakıldığında görülen şu iki duruma dikkat çekti:
Jeopolitik, artık sadece siyasi bir risk olmaktan çıkıp ekonominin doğrudan belirleyicisi haline geldi.
Enerji artık sadece bir emtia değil, stratejik silaha dönüştü.
İTO Başkanı Avdagiç, bu gelişmelerle ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Açık ki ticaret yollarının ekonomik değil, jeopolitik kararlarla şekilleneceği ve yatırımların verimlilikten çok güvenlik kriterlerini önceleyeceği yeni bir süreç yaşıyoruz. Bu yeni dönemde arz ve tedarik güvenliği ile sürdürülebilirliği, küresel ticaretin en önemli bileşenleri haline geliyor. Bu küresel dönüşüm, Türkiye açısından hem risk hem fırsatlar içeriyor. İyi haber şu ki, yüksek enerji bağımlılığı, dış finansman ihtiyacı ve enflasyon duyarlılığı gibi riskler yapısal kalıcılık niteliği taşımıyor. Avrupa’ya yakın üretim üssü olma ve stratejik konum fırsatı gibi iki eşsiz avantajımız ise yapısal nitelik taşıyor. Yani küresel ekonomide bariyerlerin kilidini açmakta zorlansak da anahtar elimizde… Bize göre kapı dışarıdan kilitli değil, içeriden açmamız gerekiyor. Türkiye’nin ekonomi aktörlerinde bu kilidi açma potansiyeli ve gücü var.”
Zincirde en önemli aksaklık yaşanıyor
Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı (WFP) Tedarik Zinciri Direktörü Corinne Fleischer, Hürmüz Boğazı’ndaki krizin, Covid-19 dönemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan bu yana en önemli tedarik zinciri aksaklığına neden olduğunu bildirdi. Fleischer, Hürmüz Boğazı ile bağlantılı daha geniş aksaklıklar nedeniyle sevkiyatların geciktiğini veya ürünlerin limanlarda takılı kaldığını belirtti. Fleischer, “Bu durum, gemilerin limanlara yanaşamamasına, limanlardan ayrılamamasına ve konteynerlerin boşaltılamamasına yol açan, küresel tedarik zincirinde büyük bir aksamaya neden olan bir etkiye sahip” dedi. Bu durumun etkisinin Orta Doğu’nun ötesine uzandığı konusunda uyarıda da bulunan Fleischer, gemilerin Afrika’yı dolaşmasının ise maliyetleri yüzde 15-25 artırdığına dikkati çekti.

Süreklilik için alternatif rotalar kuruluyor
İstanbul Ticaret Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, Hürmüz Boğazı kaynaklı kırılma sebebiyle alternatif ticaret koridorlarının geliştirilmesinin ve çeşitlendirilmesinin, uluslararası ulaştırma politikalarının temel önceliklerinden biri haline geldiğini söyledi. İstanbul Ticaret’e konuşan ulaşım bilimi ve teknolojisi araştırmacısı Prof. Dr. Ilıcalı, “Asya ile Avrupa arasında doğal bir lojistik köprü konumunda bulunan Türkiye, çok modlu taşımacılık altyapısı sayesinde Hürmüz Boğazı kaynaklı risklerin yönetilmesinde stratejik avantaja sahip. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından açıklanan uluslararası ulaştırma politikaları doğrultusunda geliştirilen koridorlar, küresel ticaretin sürekliliğini sağlamaya yönelik alternatif güzergahlar sunuyor” dedi.
Orta Koridor’un Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltan stratejik bir güzergah niteliğinde olduğunu belirten Ilıcalı, “Diğer kritik proje ise Basra Körfezi’nden başlayacak Kalkınma Yolu projesi. Bu koridor, Körfez ülkeleri ile Avrupa arasında kesintisiz bir kara ve demiryolu bağlantısı sunacak. Proje, Hürmüz Boğazı’ndaki jeopolitik risklere karşı alternatif bir ticaret hattı oluşturması bakımından stratejik öneme sahip” diye konuştu.
Mevcut altyapı unsurlarının da Türkiye’nin çok modlu taşımacılık kapasitesini artırarak, Avrupa Birliği’nin Trans-Avrupa Ulaştırma Ağı (TENT-T) ile entegrasyonu güçlendirdiğini belirten Ilıcalı, şunları söyledi: “Ayrıca lojistik merkezler ve serbest bölgeler, Türkiye’nin bölgesel dağıtım üssü olma konumunu destekliyor. Türkiye, geliştirdiği ulaştırma stratejileri sayesinde küresel tedarik zincirlerinde güvenilir, hızlı ve sürdürülebilir bir alternatif sunuyor. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel lojistik merkez ve uluslararası ticaretin ana transit ülkelerinden biri olma hedefini güçlendiriyor.”